Belirsizlik Kaygısında Ayakta Kalmak
- Doç. Dr. Alparslan Cansız
- 9 Mar
- 2 dakikada okunur
Geçtiğimiz hafta, içimizdeki öfke sarmalını ve bizi nasıl bir barut fıçısına çevirdiğini konuşmuştuk. Ancak o yazıdan sonra tam da bu hafta uyandığımız dünya, o öfkeyi besleyen çok daha devasa dalgalarla bizi karşılıyor: Sınırlarımızdaki savaş ve onun sonucunda tekrar alevlenen belirsizlik.
Sanki her sabah telefonumuza düşen bir "son dakika" bildirimiyle sarsılmak kaçınılmazmış gibi hissetmeye başladık. Peki, etrafımızda patlayan bombalar veya ekonomide yaşanan sert değişimler, neden sadece bize özgü alanlarımıza sızıp gündelik huzurumuzu bu denli kolayca kaçırıyor? Ayrıca bu gelişmeleri takip ederken sadece saatlerimizi değil 'duygusal sermayemizi' de kaybediyoruz. Her bir endişeli saat, aslında yarının huzurundan borç almak gibidir. Gelin bu yazıda, bu ruhsal bütçeyi nasıl koruyabileceğimizi konuşalım.
Belirsizlik Neden Bu Kadar Can Yakar?
İnsan beyninin hayatta kalmak için belki de en fazla ihtiyacı olan şey "öngörülebilirlik"tir. Yarın ne olacağını bildiğimizde kendimizi güvende hissederiz. Ancak savaş ve ekonomik kriz gibi kontrolümüz dışındaki güçler devreye girdiğinde, beynimiz sürekli bir "kronik tetikte olma" haline geçer.
Bu hal, tıpkı bozuk bir alarmın hiç susmadan çalması gibidir. Bir süre sonra bu gürültü; odaklanma güçlüğüne, uyku bozukluklarına ve en önemlisi, geçen hafta bahsettiğimiz o kontrolsüz öfke patlamalarına zemin hazırlar. Çünkü çaresizlik hissi, çoğu zaman kendini kızgınlık maskesiyle dışarı vurur. Belirsizliğin en sinsi yanlarından biri de bizi sürekli bekleme alanında tutmasıdır. Olayların yatışmasını ya da ekonominin düzelmesini beklerken aslında akıp giden hayatımızı askıya alırız. Oysa belirsizlik hayatın bir parçasıdır, hayat ise belirsizliğin bitmesini bekleyemeyecek kadar değerlidir.
Küresel Kriz, Bireysel Kaygı: "İkincil Travma"
Ayrıca televizyon ekranlarından, sosyal medyadan akan savaş görüntüleri ya da artan fiyatlar sadece birer data değil. Bunlar zihnimizde "Geleceğim tehlikede mi?" sorusunu uyandırır. Bu duruma psikolojide ikincil travma diyoruz. Biz cephede değiliz ama cephe, sosyal medya aracılığıyla her an salonumuzun içinde. Bu sürekli maruz kalma hali, empati yorgunluğu yaratarak bizi hayata karşı duyarsızlaştırabilir ya da aşırı kaygılı bir hale getirebilir.
Fırtınada Gemiyi Yüzdürmek İçin 3 Liman
Etrafımızda bu kadar savaş varken, çocuklar ölürken hiçbir şey yokmuş gibi davranamayız, ancak bu yangının içinde kendimizi de yakmamalıyız. İşte bu belirsizlik döneminde psikolojik dayanıklılığımızı korumak için küçük hatırlatıcılar:
1. "Kontrol Çemberine" Dönün Dünya siyasetini veya küresel ekonomiyi tek başınıza değiştiremezsiniz. Bu devasa meselelere odaklanmak sadece çaresizliğinizi artırır. Bunun yerine kontrol edebildiğiniz alana, yani "küçük çemberinize" odaklanın: Bugün ne yiyeceksiniz? İşinizde neyi daha iyi yapabilirsiniz? Sevdiklerinize nasıl vakit ayıracaksınız? Paranızı nasıl koruyabilirsiniz? Kontrol hissi, kaygının en büyük panzehiridir.
2. Bilgi Kirliliğinden Arının Nasıl ki sağlığımız için yediğimize içtiğimize dikkat ediyorsak, zihnimize giren bilgilere de dikkat etmeliyiz. Haberleri sadece güvenilir kaynaklardan ve belirli saatlerde takip edin. Gece yatmadan hemen önce ya da sabah uyanır uyanmaz izlenen savaş görüntüleri, beyninize "tehlikedeyiz" mesajı göndererek dinlenmenizi ya da ayılmanızı engeller.
3. Duygularınızı İsimlendirin Eğer bugünlerde kendinizi her zamankinden daha tahammülsüz hissediyorsanız, kendinize sorun: "Şu an hissettiğim şey gerçekten bu olaya mı yönelik, yoksa genel bir belirsizlik kaygısı mı yaşıyorum?" Duyguyu isimlendirmek, onun üzerinizdeki gücünü zayıflatır.
4. Değerlerimiz Belirsizlikler hedeflerinizi (seyahat, yatırım) ertelemenize neden olabilir. Ancak değerlerinizi erteleyemezler. Bugün, bu belirsizliğin içinde bile 'daha anlayışlı bir ebeveyn' veya 'çevresine faydalı bir birey' olma değerinizi gerçekleştirmeye devam edebilirsiniz. Koşullar değişir ama karakteriniz sizin kontrolünüzdedir.
Unutmayın, fırtınayı durduramayız ama yelkenlerimizi nasıl tutacağımızı seçebiliriz. Öfke ve korkunun bizi savurmasına izin vermek yerine; sakin kalarak, dayanışma göstererek ve kendi küçük dünyamızdaki rutinlerimize tutunarak bu süreci atlatabiliriz.



detaylı bilgiler için teşekkürler
Çok güzel bir yazı ellerinize sağlık